HABERLER & DUYURULAR
29 Ocak ’08 tarihli haber ile ilgili Hamdi KARAATA’nın yorumu
Ziyaretçilerimizden Hamdi KARAATA’nın "Karadeniz’de fındığa alternatif ürün arayışı her geçen gün artıyor" haberi ile ilgili görüşleri
Sevgili okuyucular bir ekim dönemini daha idrak ettik. Çiftçi buğdayını ekti, şimdi kahvede orta yaşlılar pişpirik oynuyor. Yaşlılar da kahvenin bir köşesinde sohbete dalmışlar. Ne konuşuyorlar acaba ?
Ne konuşacaklar işte? “rahmet olsa da şu bizim ekinler bu sene bari iyi olsa” diye bekliyor herkes. Ya da “Yav Ahmet, bahar gübresini ne kadar versem acaba ?” veya “Geçen sene rus buğdayı ektim, olmadı; bu sene beyaz buğday ektim bakalım nasıl olacak; bir de baharda rahmet olursaaa..” türünden konuşmalar. Değil, değil, bilemediniz.
Konuşmalar hep alınacak desteklemeler üzerine...
“Geçen sene memur, kuraklık zararını yüzde bilmem kaç yazmalıymış da olmamışmış.”
“Geçenlerde televizyonda duydum, önümüzdeki yıl da kurak geçecekmiş.”
“Ben o zaman bahar gübresi atmam, nasıl olsa boşa gidecek.”
Tehlikeyi görebiliyor musunuz? Üretmemek için, doğrudan gelir desteğinin yanında bir de kuraklık bahanesi çıktı.
Bilgi çağında hani biz teknolojiden faydalanıp, maliyetleri düşürecek, daha çok üretecektik?
Ürün çeşitliliğini artırıp, sürdürülebilir tarım tekniklerini geliştirecektik?
Hastalıklara dayanıklı, iklimimize uygun yerli çeşitleri ıslah edip, dışa bağımlılığı en aza indirecektik.?
Çiftçimiz artık üretim artışını, üretim maliyetlerini nasıl düşürebileceğini, melengişe fıstığı nasıl ve ne zaman aşılayacağını değil, tarlayı ne zaman ve ne şekilde süreceğini değil,. Doğrudan gelir desteğini ne zaman alabileceğini, kuraklık zararından eline ne kadar geçebileceğini konuşuyor. “Efendim ürün desteklemeleri de var” denilebilir.
Buğday, dünyanın her yerinde yetişebilen, her iklim koşuluna kısmen ayak uydurabilen bir bitki.
Bizim bilimsel kitaplarımızda buğday da, arpa da, serin iklim tahılı olduğu yazılı... Yine bilimsel kitaplara göre ülkemiz, “ILIMAN” iklim kuşağında bulunuyor. Buğdayın dekara verimi Avrupa’da ortalama 700 kg olmuşken, biz , ortalama verimi, bunun üç te birine bile ulaştıramadık.
Biz bu ortalama ile rekabet edebilir miyiz?
Tekrar yazalım, bir ürünün, stratejik ürün olabilmesi için, vazgeçilmez bir besin kaynağı olması yetmez.
1- Dünyada üretiminin ancak kısıtlı bölgelerde yapılabiliyor olması;
2- Yetersiz üretiliyor olması;
3- Ülkemizin, o ürünün yetişmesinde, ekolojik üstünlüğünün olması gibi koşullar bir ürünü stratejik hale getirebilir.
Akdeniz bölgesinde fındık yetiştirerek, Karadeniz bölgesi ile yarışabilir misiniz ?
Ya da Karadeniz bölgesinde Zeytin ?
Bir kilo cevizle, bademle, Antep fıstığı ile 20 kilodan fazlasını satın alabileceğim buğday niçin stratejik ürün olsun ?
Niçin zeytin, incir, fıstık, fındık, değil ?
Niçin et ve et ürünleri değil ?
Dışarıdan yüz binlerce ton yağ ithal ederken stratejik ürünümüz neden yağ bitkileri değil?
Neden doğal ekolojimize daha uygun düşecek sıcak iklim tahılları değil? Özellikle sulanan alanlarda....
Çok zengin çeşitlilikte iklime sahip olduğumuzu hep konuşuruz ama bunun ne anlama geldiğini, ne gibi avantajlar sağladığını, bir türlü ürün çeşitliliğinde avantaja dönüştüremiyoruz.
Nasrettin Hoca! Ruhun Şad olsun.
Tüm haberler ve haber ile ilgili yorumlar şirketimizin görüşünü yansıtmamaktadır. Yazılan haber ve yorum sahiplerine aittir.
Sizin de görüşlerinizi burada yayınlamaktan mutluluk duyarız.
Eklenme Tarihi: 27 Şubat 2008 Çarşamba