31 Aralık 2007 Pazartesi

Küresel Isınma ve Damla Sulama Sistemi - 2

Küresel Isınmanın Türkiye Su Kaynakları ve Tarımsal Üretimi Açısından Olumsuz Etkileri, Sulama ve Damla Sulama Sistemi

Makalenin ilk bölümünü okumak için lütfen tıklayın

Su kaynaklarının daha akılcı kullanımı doğrultusunda tarımsal amaçlı stratejiler aşağıda verilmiştir.

Su Kaynakları Yönetimi: Ortaya konan senaryolara göre alınabilecek en önemli önlemlerden birisi su kaynaklarının doğru yönetilmesidir. Bu amaçla, su kaynakları yönetiminde "Entegre Yönetim" yaklaşımı önerilmektedir. Entegre yönetim ile su kaynaklarının ülkedeki sosyal ve ekonomik kalkınma faaliyetleri bütünlüğünden ayrılmadan koordineli bir şekilde yönetilmesi amaçlanmaktadır.

Fiziki Yatırımlar:
Ülkemizde su kaynaklarımızın yerinde kullanılması genel kabul gören görüştür. Bu amaçla, Türkiye?nin su rejimini düzeltmek için 683 adet baraj inşası düşünülmektedir. Suyu yerinde kullanmayıp, kaynağı zengin olan bölgeler veya havzalardan diğerlerine aktarımı da diğer bir seçenek olarak düşünülebilir.

Su Kullanım Randımanı: Kısa vadeli çözüm olarak su kullanım randımanın artırılması önerilebilir. Tanınmış su bilimcilerine göre, bugün mevcut teknoloji bilgileri ışığı altında, insan yaşamında önemli bir değişiklik meydana getirmeksizin su kullanımı tarımda % 10-15, endüstride % 40-60, şehircilikte % 30 oranında azaltılabilir[16].

Sulama Programı: Tarımsal amaçlı kullanılan suların daha etkin kullanılabilmesi için sulamaların bir programa(ne zaman, ne miktarda, nasıl, hangi aralıkta ve ne kadar süreyle sulama) dayalı olarak yapılması gerekmektedir. Ülkemizde mevcut koşullarda sulamalar ölçüsüz, programsız ve kontrolsüz yapılmaktadır. Dolayısıyla, sulama birlik veya kooperatiflerinin gerçek işletim programları uygulayarak su dağıtımı yapması ile su daha etkili kullanılabilecektir.

Sulama Yöntemleri: Kullanılan sulama yöntemleri incelendiğinde ülkemizde alan bazında %81.7 yüzey sulama, %16.6 ise yağmurlama, %1.7 de damla sulama yöntemi kullanılmaktadır[17]. Bir yandan su kaynaklarıyla ilgili gelecekte yaşanabilecek sıkıntıları düşünürken bir yandan da sularımızın savurganca kullanıldığı sulama yöntemlerinin kullanım oranının %82 dolayında bulunması çelişki yaratmaktadır. İsrail, ABD, Hindistan ve İspanya damlama sulama yöntemiyle su kullanımında %30 ile %70 arasında tasarruf, verimlilikte %20 ile %90 arasında artış sağlamaktadır.

Su Dağıtım Sistemleri: Su dağıtım sisteminin açık kanal sisteminden kapalıya dönülmesi, dolayısıyla sistemde su kaybına neden olan tüm faktörlerin en aza indirilmesi kaçınılmaz olacaktır. DSİ, bundan sonraki sulama sistemlerinde kapalı sisteme geçileceğini açıklamıştır.
Gelecekteki dönem içerisinde sulama işçilik ücretleri yükselecek ve dolaylı olarak sulamada otomasyon ön plana çıkacaktır.

Sulama Ücreti: Sulama birliklerinde damla ve yağmurlama sulama yöntemlerini kullanan işletmeler, halen daha ucuz sulama ücreti ödemektedirler, bu daha da yaygınlaştırılmalıdır Konuya paralel olarak, ülkemiz genelinde sulama randımanı çok düşük olan sulama yöntemlerinden randımanı daha yüksek yöntemlere doğru iyileşme sağlanabilecektir. Ayrıca, sulama ücretlerinin brim alan ve bitki esasından, kullanılan hacim esasına dönülmesiyle ciddi su tasarrufları sağlanacaktır.

Su Gereksinimi Az Olan Çeşit Geliştirme: Mevcut su kaynaklarımızın daha etkili kullanılması konusunda yapılacak işlerden bir diğeri de, bitki çeşitlerinden su tüketimi, dolayısıyla su gereksinimi daha az olan çeşitlerin geliştirilmesi gerekmektedir.

Atık Suların Kullanımı: Diğer bir konu ise atık su olarak drenaj kanallarına, dere yataklarına veya nehirlere akıtılan suların yeniden kullanımına yönelik uygulamalara hız verilmesi gereklidir. Örnek olarak İsrail, tarım alanlarının su gereksiniminin %30'unu arıtılmış sulardan karşılamaktadır. Bu oranın 2025 yılında %80'e ulaşacağı tahmin edilmektedir[19]. Konuya ilişkin değerlendirme yapan Kanber ve ark.[20], mevcut su kaynakları ile 8.5 Mha arazinin sulanabileceğini, gelişen teknolojiyle birlikte 26.5 Mha arazinin sulanabilir özellikte olduğunu belirtmişlerdir.

Çiftlik İçi Göletler: Su kaynaklarının etkin kullanımına ilişkin bir diğer uygulamada, yağış sularının çiftlik içi göletlerinde toplanmasıdır. Büyük yatırımlarla oluşturulan baraj ve gölet gibi su depolama yapıları yerine topoğrafyanın uygun olduğu küçük alanlarda çok daha pratik çiftlik içi göletlerin inşasına yönelme başlayacaktır. Böylece yüzey sularının toplanarak işletmelerin kendi suyunu kendilerinin temin etme yaklaşımı ön plana çıkacaktır.

Tuzlu Su ve Toprak Koşullarında Sulama: Diğer yandan iklim değişikliğine bağlı olarak tuzluluğun artması beklenmektedir. Özellikle sıcaklığın artması, yağışların daha da azalması ve bunların doğal sonucu toprak neminin azalmasına bağlı olarak tuzluluğun artma riski bulunmaktadır. Ayrıca, su kalitesinde de giderek bozulma eğilimi bulunmaktadır. Dolayısıyla tuzlu su veya toprak koşullarında sulama ve verim ilişkileri ön plana alınmalıdır.

Kısıntılı Sulama: Gelecekte su sıkıntısının çok büyük boyutlara ulaşması konuşulurken mevcut koşullarda bile kullanıma sunulmuş su kaynaklarının bile yeterli olmadığı bilinmektedir. Hatta özellikle çiftçiler arasındaki en büyük sorunlardan biri su kavgalarıdır.
Sözlü tartışmalarla başlayan sorunun ölümlere kadar gittiği hepimiz tarafından bilinen gerçeklerdir. Dolayısıyla, daha şimdiden kısıntılı sulama kavramını ve önemini su kullanıcılarına anlatmak ve gecikmeden uygulamak gerekmektedir.

Su Kullanıcılarının Eğitimi: Gelecekte su kaynaklarının daha kıt olacağı ve daha pahalı elde edileceği göz önüne alındığında, daha şimdiden su kullanan sektörlerdeki kişilerde bilinç oluşturulması yönünde eğitim çalışmalarına toplum olarak el ele vererek başlanmalıdır. Su kaynaklarının yönetiminde su tasarrufu çok önemlidir. Bir kişinin tasarruf ettiği miktardaki su, bir diğeri için hayati önem taşıyabilir. Sulama yöntemleri değiştirilebilir ve daha az suya ihtiyaç duyan bitkiler yetiştirilebilir.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nden (TZOB) alınan bilgilere göre Türkiye'deki sulamaya açılan 4.6 milyon hektarlık alanın sadece 277 bin hektarlık bölümünde (yüzde 6'sında) damlama ve yağmurlama gibi basınçlı su sistemleri kullanılıyor.

Sulamaya açılan alanın tamamının damlama sistemiyle sulanması durumunda yaklaşık 3.5 milyar YTL'lik pazar bulunduğu ortaya çıkıyor. Türkiye'deki teknik ve ekonomik açıdan sulanabilecek alanın büyüklüğü ise 8.5 milyon hektar. Bu alanın damlamayla sulanması durumunda 6.6 milyar YTL'lik dev bir pazar oluşacağı görülüyor.

TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar, damla sulamayı kullanan İsrail'de 1 ton şekerpancarının üretimi için 7 ton su, Türkiye'de ise 100 ton su harcandığı bilgisini verdi. TZOB verilerine göre yıllık su tüketimi 39 milyar metreküp olan Türkiye'de sulama alanları için yılda 28.8 milyar metreküplük su kullanılıyor. Damla sulamanın, su kullanımında yüzde 70'lik tasarruf sağladığı göz önüne alınırsa tarımda tamamen bu sisteme geçildiğinde yıllık toplam su tüketiminin 20 milyar metreküp azalacağı ortaya çıkıyor.

Öte yandan damla sulama yöntemi ürün verimliliğini yüzde 90'a kadar artırıyor. 25 dekarlık bir pancar tarlası için damla, yağmurlama ve vahşi sulama yöntemleri arasındaki fark tablosu şöyle:

Su tüketimi, Enerji harcaması, Verim
Damla: 18 ton, 1300 YTL, 11 ton/dekar
Yağmurlama: 28 ton, 2 bin YTL, 9 ton/dekar
Salma: 39 ton, 2 bin 500 YTL, 7 ton/dekar

Su, yeryüzünde hayatın kaynağıdır. Bütün canlılar hayatlarını devam ettirebilmeleri için mutlak suya ihtiyaç duyarlar. Bitkiler, türe bağlı olarak % 90 - 95 varan oranlarda sudan oluşmaktadırlar. Toprakta mevcut bulunan besin elementlerinin doğal döngüsünü tamamlayabilmeleri tamamen su döngüsüne bağlıdır. Su döngüsü, yağışlarla toprağa düşen suyun buharlaşma (evaporasyon) ve terleme (transprasyonla) ile tekrar havaya iletilmesi olayıdır. Bitkiler terleme ile önemli miktarda suyu topraktan alıp su buharı şeklinde havaya verirler. Bu olay esnasında birçok besin elementi de suda çözünmüş olarak bitki bünyesine girer ve buradaki iletim demetleri aracılığı ile taşınırlar.

Sulama: genel olarak bitkinin gelişimini sürdüre bilmesi için gerekli olan su miktarının doğal yollarla karşılanmayan kısmının çeşitli biçimlerde toprağa verilmesi olarak tanımlanır.



Damla sulama: Bitki gelişimi için gerekli olan suyun belirli bir boru sistemi ile taşınıp damlatıcı adı verilen araçlarla bitki kök bölgesine damlalar halinde uygulanmasıdır.



Bitki toprağa iki nedenle ihtiyaç duyar.
  1. Tutunur,
  2. Beslenmesini topraktan sağlar.
Bitki, besin maddelerini alabilmesi için, suyu kullanmak zorundadır. Ancak bitki bu suyun toprakta kararı miktarda ve sürekli olmasını ister. Gereğinden fazla verilen ve de saatlerce akıtılan su, çare değildir Suyun kararından çok ya da az olması, kalitenin ve verimin düştüğü andır.

Ayrıca bolca verilen su, gübrelerin bitkinin alamayacağı derinliğe inip kaybolmasından başka bir işe yaramaz Burada şu sonuç çıkıyor;
Başarılı ve verimli bir bitkisel üretim için bitki kök bölgesinin sürekli tarla kapasitesi durumunda tutulması gerekmektedir.


Bunun tek yolu da, damla sulamadır.



Damla sulamanın avantajları:
  • Su randımanı,
  • Kaliteli ürün,
  • Ürün artışı,
  • Yabancı ot mücadelesi,
  • Rüzgarlı havalarda kullanılabilmesi,
  • Bitki hastalık ve zararlılarının önlenmesi,
  • Emek zaman ve iş gücünden tasarruf,
  • Tuzlu topraklarda kullanılabilirlik,
  • Bitkiyi strese sokmaması,
  • Eğimli arazilerde kullanılabilmesi.
Damla sulamanın dezavantajları:
  • İlk tesis masrafının yüksekliği,
  • Damlatıcıların tıkanması,
  • Kök dağılımındaki zayıflık(meyve bahçeleri için),
  • Kemirici hayvan.
Damla Sulama Sisteminin Unsurları:
  • Su kaynağı,
  • Pompa birimi,
  • Kontrol birimi (filtre, gübre tankı, su sayacı ve basınç düzenleyici, yardımcı parçalar, boru hatları ve damlatıcılar.)


Su Kaynağı: Damla sulama yönteminde her türlü su kaynağından yararlanılabilir. Ancak suyun fazla miktarda kum, sediment ve yüzücü cisim içermemesi gerekir.

Pompa Birimi: Su kaynağının yeteri kadar yüksekte olmadığı koşullarda, gerekli işletme basıncı pompa birimi ile sağlanır. Su kaynağının tipine bağlı olarak santrifüj, derin kuyu yada dalgıç tipi pompalardan biri kullanılabilir. Pompanın elektrik motoru ile çalıştırılması tercih edilir.

Kontrol Birimi: Damla sulamada, suyun çok iyi süzüldükten sonra sisteme verilmesi gerekir. Aksi durumda damlatıcıların tıkanması sorunuyla karşılaşılır. Bu işlem kontrol biriminde yapılır. Kontrol biriminde ayrıca, sisteme verilecek sulama suyunun basınç ve miktarı denetlenir ve bitki besin maddeleri sulama suyuna karıştırılır. Kontrol birimi genellikle ana boru hattının başlangıcına kurulur.

Kontrol biriminde; hidrosiklon, kum-çakıl filtre tankı, gübre tankı, elek filtre, basınç regülâtörü, su ölçüm araçları, manometreler ve vanalar bulunur. Hidrosiklon, suda bulunabilecek kum parçacıklarının sisteme girmeden önce tutulduğu araçtır. Kum-çakıl, filtre tankında, sulama suyunda bulunabilecek sediment ve yüzücü cisimler tutulur. . Damla sulama sistemlerinde bitki besin maddeleri sulama suyuna karıştırılarak uygulanır. Bu amaçla sıvı gübre kullanılır. Sulanacak alanın büyüklüğüne göre hesaplanan sıvı gübre miktarı, kontrol birimindeki gübre tankının içerisine konur. Gübre tankı ana boruya üzerinde vanalar bulunan hortumlarla iki noktadan bağlanır. Kontrol birimine, gübre tankından sonra elek filtre yerleştirilir. Filtre genellikle silindir biçimindedir. Tek ya da iç içe geçmiş iki filtreden oluşabilir. Elek filtrelerin 80-200 mesh arasında olması önerilmektedir. Dış filtrenin elek numarası genellikle daha düşüktür. Elek filtre ile kum-çakıl filtre tankında süzülemeyen sediment ve gübre tankından gelebilecek gübre parçacıkları tutulur. Her sulamadan sonra elek filtreler sökülür ve yıkanarak temizlenir.

Ana Boru Hattı: Suyu kaynaktan manifold boru hatlarına iletir. Genellikle gömülüdür ve sert PVC borulardan oluşturulur. Küçük sistemlerde ana boru hattı toprak yüzeyine döşenebilir. Bu koşullarda sert PE borular kullanılır.

Manifold Boru Hattı: Suyu ana boru hattından laterallere iletir. Bunun yerine, belirli sayıdaki lateral boru hattı manifold boru hattına bağlanır ve manifoldun ana boru hattıyla bağlantısı bir vana ile sağlanır. Manifold boru hattına bağlı laterallerin tümü bir işletme birimini oluşturur.

Lateral Boru Hatları: Üzerine damlatıcıların yerleştirildiği borulardan oluşur. Toprak yüzeyine serilir ve bu amaçla yumuşak PE borular kullanılır. Genellikle her bitki sırasına bir lateral döşenir. Bazen, her bitki sırasına iki lateral ya da iki bitki sırasına bir lateral yerleştirilebilmektedir. Lateral boru hatları da, manifold boru hatlarında olduğu gibi, tesviye eğrilerine paralel (eğimsiz) ya da bayır aşağı eğimli döşenmelidir ve bayır yukarı döşemekten kaçınılmalıdır.

Damlatıcılar: Sistemin en önemli ve en dikkatle seçilmesi gereken elemanlarıdır. Lateral borulardaki basınçlı su damlatıcıya geçtikten sonra, damlatıcı içerisindeki akış yolu boyunca ilerlerken, suyun enerjisi sürtünme ile önemli ölçüde kırılır. Bunun sonucunda, su damlatıcıdan damlalar biçiminde çok küçük debi ile çıkar ve toprağa infiltre olur. Damlatıcılar genellikle lateral üzerine geçik (on-line) ve laterale boylamasına geçik (in-line) olmak üzere iki tipte yapılmaktadır



SONUÇ

İklim değişikliğine bağlı olarak bazı olumsuzluklar yaşanacağı ortadadır. Ancak, tüm bu olumsuzluklara karşın bazı olumlu gelişmeler yaşanması da beklenmelidir. Ülke insanımızın olduğu kadar çiftçimizin de eğitim seviyesi artacak, su yetersizlikleriyle tanışmış, bunlardan acı deneyimler kazanmış olacaktır. Gelişen teknolojiye dayalı olarak bitki çeşitleri ve özelliklerinde, verimliliklerinde olumlu değişiklik olacağı tahmin edilmektedir. Tarım arazisi genişletme olanağı pek bulunmadığından, bitkisel üretimin arttırılması ancak birim alandan daha fazla ürün elde edilmesiyle olur. Bunun da yolu bitkisel üretim için tarımsal girdileri iyileştirmektir. Sulama, bitkisel üretimde kararlılığı sağlayan, diğer tarımsal girdilerin etkinliğini arttıran bitkisel üretim öğesidir. Ülkemizde kurak alan çokluğu sulama gereksinimini ön plana çıkarmaktadır. Fakat ülkemizde ki su kaynakları potansiyelinin yetersiz oluşu daha az arazinin sulanmasına imkân vermektedir. Bunun sonucunda da birim alandan alınan verim de azalma görülür. Bu yüzden de verimi artırmak için kısıtlı olan su kaynaklarından en iyi biçimde kullanılmalıdır Bunun için de modern sulama tekniği olan ve sulama teknikleri içerisinde en verimlisi olan damla sulama sistemidir. Damla sulama ile %10-15 gübre tasarrufu, %25-40 su tasarrufu, %30 verim artışı sağlanmaktadır.

KAYNAKLAR
  • Küresel ısınma, su kaynakları ve tarım etkileşim, A. ATALIK
  • www.küresel-isinma.org
  • 1. Türkiye İklim Değişikliği Kongresi, TİKDEK 2007
  • Zaman Gazetesi Ekonomi sayfası, 22 Eylül 2007
  • Milliyet Gazetesi Ekonomi sayfası, 09 ağustos 2007
  • Konya Postası Gazetesi, 09 ağustos 2007
  • Tarımsal Pazarlama, Dr. Sami SÜZER
  • Akdeniz Üniversitesi Zir. Fak. Boray ESER
  • Agriculturk.com tarım portalı, 2005
Halit ŞENTÜRK
Ziraat Mühendisi
hsenturk@drt.com.tr
DRT TARIM

Etiketler: , , , ,

Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın.
Yazan Doktor Tarsa Tarım , 08:47 | 1 yorum

30 Kasım 2007 Cuma

Küresel Isınma ve Damla Sulama Sistemi

Küresel Isınmanın Türkiye Su Kaynakları ve Tarımsal Üretimi Açısından Olumsuz Etkileri, Sulama ve Damla Sulama Sistemi



Atmosferin alt kısımları ile okyanuslar, denizler ve kara kütleleri yüzeyindeki sıcaklık artışı, diğer bir ifadeyle insanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor. Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor. Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi. Bilim adamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor.

Dünyamız 4.65 milyar yıllık tarihi boyunca birçok kez ısındı ve soğudu. Bugüne dek meydana gelen iklim değişiklikleri; dünya eksenindeki küçük değişiklikler, güneş ışınlarının şiddetindeki değişiklikler ve yanardağ-volkanik patlamalar nedeniyle meydana gelmiştir. Dünyamız bugün yine ısınma sürecine girmiştir. Ancak bugün yaşanan ısınma, yukarıda belirtilen doğal nedenlerle değil, insan faaliyetleri sonucu meydana gelen sera gazları ve bunların oluşturduğu sera etkisi nedeniyledir.


1856-2004 arası küresel ortalama yüzey sıcaklığı

Isınma ve buna bağlı buharlaşmanın etkisiyle atmosferde en fazla bulunan sera gazı su buharıdır. Bu gazlar, doğal olarak atmosfere dahil olmalarının yanında karbon dioksit, metan ve azot; fosil yakıtlar, katı atıklar, ağaç ve ağaç ürünlerinin yakılması, motorlu taşıtların kullanılması gibi insan faaliyetleri sonucu da dahil olmaya başladılar.

Atmosfere sera gazı katkılarını sektörel bazda incelersek % 21 pay ile enerji üretim santrallerinin birinci, %17'lik pay ile sanayinin ikinci, %14'lük pay ile motorlu taşıtların üçüncü, % 13'lük payla tarımsal üretimin dördüncü sırayı aldığını görüyoruz. Karbon dioksit emisyonlarında enerji üretim santralleri ve endüstriyel üretimin; metan ve azot oksit emisyonlarında da tarımsal faaliyetlerin ilk sırayı aldığını görmekteyiz.

Küresel ısınmaya bağlı olarak özellikle son yarım yüzyılda kuzey yarıküredeki kar örtüsü % 10 civarında azaldı. Göl ve nehirlerin yıllık buzla kaplı kalma sürelerinde yaklaşık 2 haftalık bir kısalma oldu. Yine son yarım yüzyılda dağ ve deniz buzullarında % 10-15 oranında küçülme yaşandı. Buzullardaki erimeyle bağlantılı olarak 20. yüzyılda deniz seviyesinde ortalama 17 cm'lik bir artış görüldü. Deniz seviyesindeki yükselme, ekolojik yaşamda birçok kıyı yerleşimini olumsuz yönde etkileyecek. 21. yüzyılda da deniz seviyesinde 18-59 cm arasında yükselme olacağı tahmin edilmektedir. Sürekli ısınan bir dünyada yağış miktarı da artacak. Ancak, bu yağış genellikle sağanak şeklinde olacağından sık sık sellerle karşılaşılacak. Sert ve devamlı rüzgârlar suyun topraktan buharlaşma hızını arttıracak, sel ve kuraklık bir arada yaşanacak. Gücünü suyun buharlaşmasından alan kasırgalar daha sık ve daha güçlü görülecek.

Türkiye, küresel ısınmanın olumsuz etkilerinin en fazla görüleceği bölge olan Akdeniz kuşağında yer almaktadır. Ülkemiz küresel ısınmanın kuraklık, su kaynaklarının zayıflaması, orman yangınlarının artması, yeni haşere ve hastalıkların görülmesi gibi olumsuz yönlerinden oldukça fazla etkilenecek.



Türkiye, teknik ve ekonomik ölçütlere göre 8.5 milyon hektar sulanabilir araziye sahip. Ancak 83 yıllık Cumhuriyet tarihimiz boyunca bu alanın ancak % 60'ı sulamaya açılmış durumda. Yatırım hızı göz önüne alındığında geri kalan kısmın tamamlanabilmesi için daha 80 yıla ihtiyaç olduğu görülmektedir. Oysa dünyadaki sulanan alanlar ekili alanların sadece % 17'sini oluşturmalarına karşın toplam bitkisel üretimin % 40'ı bu alanlardan elde edilmektedir. Bu da bize suyun tarımdaki önemini göstermektedir. Diğer taraftan, suyun özellikle sıcak iklimlerde yanlış kullanımı da toprakta tuzlanmaya neden olmakta ve çölleşmeye yol açmaktadır. Fırat'ın iyi kalitedeki suyu bile 10 dekarlık bir araziye yılda 1.1 ton tuz dahil etmektedir. Kuraklık, tarımsal üretimde azalmalara neden olacaktır. Birim alandan daha düşük verim alınacağından tarım arazilerinin korunması ve amacı dışında kullanılmaması gerekmektedir..Kıtlık ve açlığın dünyayı ciddi olarak tehdit ettiği 21. yüzyılda toprak ve su en önemli stratejik maddeler olarak kabul edilmektedir.Uzun süreli kuraklıktan sonra gelen sağanak yağış, erozyonu hızlandırmaktadır. Dünyada erozyonla kaybedilen toprak miktarı yılda 24 milyar ton olup, ülkemizde bu miktar 500 milyon tondur. Erozyonla kaybettiği toprakla birlikte, Türkiye her yıl 9 milyon ton bitki besin maddesini de yitirmektedir. Bu da hem verimliliği düşürmekte, hem de su kaynaklarının kirlenmesine neden olmaktadır.



78 milyon hektar yüzölçümüne sahip ülkemizin ancak % 36'sı ekilebilir arazilerden meydana gelmekte, bunun da 3/4'ünde tahıl ekimi yapılmaktadır. Tahıllar yazlık ve kışlık olarak ekilmekte olup içlerinde en yaygın ekileni de buğdaydır. Kışlık ekim Kasım-Aralık aylarında yapılmakta olup, bu aylar ülkemizde oldukça kurak geçmiş, çimlenemeyen tohumlar toprakta çürümüştür. Olanağı olan çiftçiler Aralık ve Ocak aylarında sulama yaparak tohumlarını kurtarmaya çalışmışlar; bu olanağı olmayanlar ise tarlalarını sürerek yeniden ekmişlerdir. Ayrıca, verim ve kalitenin yüksekliğini sağlayan vernelizasyon (soğuklanma) dönemi zamanında yaşanamamıştır. Bu da kışlık tahıl üretimimize ve kalitesine olumsuz yansıyacaktır. Trakya, İç Anadolu, Çukurova ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri önemli tahıl yetiştirme merkezlerimizdir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, bu yörelerin kış periyodu boyunca ciddi bir kuraklık yaşadığını görüyoruz.

Yine vernelizasyonu yaşayamayan birçok meyvede de verim ve kalite düşüklüğü olacağı kaçınılmazdır. Yağışın azlığıyla birlikte kışlık sebze üretimimizde de olumsuzluklar yaşanacaktır. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2005 yılına göre 2006 yılında tahıl ürünlerinin üretiminde % 5, sebze üretiminde % 2.3 oranında azalma yaşandı. Tahıllar içinde en önemlisi olan buğdayda yaklaşık % 7'lik azalmayla üretim 20 milyon ton olarak gerçekleşmiştir.

Yağış miktarı kadar yağışın düşme periyodu da oldukça önemlidir. 2006 sonbaharında pamuk hasat döneminde Çukurova'ya düşen sağanak, pamukta kalite kaybına yol açmış, sonrasında ise aylarca süren kurak periyoda girilerek kışlık tahıl ve sebze üretiminde olumsuzluklar yaşanmıştır. Sebze üretimi konusunda ülkemiz oldukça önemli bir yere sahiptir. Ancak sebze üretimi sulamaya ihtiyaç duyduğundan, su kaynaklarında yaşanacak darlık üretimi olumsuz etkileyecektir.

Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sera gazı çıkışından; % 77 enerji üretimi, %9 sanayi, %5 tarım sorumludur. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, küresel ısınmanın önlenmesinde olumlu bir adım atmak için öncelikle enerji ve sanayi üretiminde fosil yakıtların kullanılması yerine daha temiz ve doğayla dost yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim sağlanması gerekmektedir. Değişen yetiştirme periyotlarına paralel olarak bitkisel üretimde ekim zamanlarının da değiştirilmesi gerekir. Özellikle kurağa dayanıklı çeşitler geliştirilmelidir. Tarımda suyun israfına yol açan vahşi sulama yöntemleri terk edilerek, suyun daha tasarruflu kullanıldığı damla ve yağmurlama sulama yöntemlerine geçilmelidir.

Yağışın az ve dolayısıyla su kaynaklarının kısıtlı olduğu yörelerde çeltik gibi bol su isteyen ürünlerin tarımından vazgeçilerek, bu ürünler su kaynaklarının nispeten daha bol olduğu bölgelere kaydırılmalıdır. Dolayısıyla Türkiye'nin üretim planlamasını en kısa sürede yapmasının zamanı gelmiştir.

Türkiye 40 yıl önce kişi başına düşen 4 bin metreküplük suyuyla su zengini arasında yer alıyorken şimdi su azlığı çeken ülkeler kategorisinde bulunuyor. Bugün Türkiye'de kişi başına bin 430 metreküp su düşüyor. Yapılan araştırmalar Türkiye'nin önlem almaması durumunda yakın zamanda su konusunda ciddi sıkıntılar yaşayacağını gösteriyor. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Genel Müdürü Dr. Filiz Demirayak, son 40 yıl içerisinde, su kaynaklarının verimsiz yönetimi ve kullanımı sonucunda yaklaşık 1 milyon 300 bin hektar sulak alanın yok olduğunu belirtiyor. Bu rakam ülkemizdeki toplam sulak alanların yüzde 50'sinden fazlasını oluşturuyor. Yıllık kullanılabilir su miktarı 112 milyar metreküp olan Türkiye'de, suyun yüzde 70'i tarımsal sulama amaçlı, yüzde 10'u içme-kullanma suyu olarak, yüzde 20'si ise endüstriyel amaçlı kullanılıyor. Türkiye'de su kaynaklarına yönelik en fazla tüketim tarım amaçlı su kullanımında. Tarımda yüzde 88 buçuk oranında yapılan ''vahşi sulama'' sonucu suyun önemli kısmı yolda kayboluyor. Türkiye'de yağmur sulama yöntemi yüzde 8,5 oranlık kullanım alanına sahipken damla sulama ise yalnızca yüzde 3'lük bir kesimde kullanılıyor. Bugün Türkiye'de kişi başına 1430 metreküp su miktarı mevcut iken, Türkiye İstatistik Kurumu, 2030 yılında Türkiye'nin nüfusunun 100 milyon olacağını öngörüyor ve 2030'da kişi başına yıllık su miktarının bin metreküpün altına düşmesi bekleniyor. Bu da Türkiye'yi "su fakiri" bir ülke haline getirecek.

KAYNAKLAR
  • Küresel ısınma, su kaynakları ve tarım etkileşim, A. ATALIK
  • www.küresel-isinma.org
  • 1. Türkiye İklim Değişikliği Kongresi, TİKDEK 2007
  • Zaman Gazetesi Ekonomi sayfası, 22 Eylül 2007
  • Milliyet Gazetesi Ekonomi sayfası, 09 ağustos 2007
  • Konya Postası Gazetesi, 09 ağustos 2007
  • Tarımsal Pazarlama, Dr. Sami SÜZER
  • Akdeniz Üniversitesi Zir. Fak. Boray ESER
  • Agriculturk.com tarım portalı, 2005
2. Bölümü gelecek ay burada.

Bu yazı Tarım Teknik dergisi Eylül-Ekim sayısında yayınlanmıştır.

Halit ŞENTÜRK
Ziraat Mühendisi
hsenturk@drt.com.tr
DRT TARIM

Etiketler: , , , ,

Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın.
Yazan Doktor Tarsa Tarım , 13:34 | 0 yorum


DRT LOGO
Doktor Tarsa Tarım
San. ve Tic. A.Ş.

Antalya, Türkiye

1987 yılında ticaret hayatına bitki yetiştirme grubu elemanlarından torf ithalatı ve pazarlaması ile başlamıştır. Doktor Tarsa şu anda 3000'in üzerinde ürün çeşidi ile Türk tarımına ve sanayisine hizmet vererek gelişmeye devam etmektedir.
Ayrıntılı bilgi için...

Üyelik

Bilgi: E-bültenimiz ellerine ulaşmamış olanlar webmaster@drt.com.tr adresine bildirebilirler.